Truva (Troia)

Troia, Çanakkale Boğazı'nın Asya kıyısında, Karamenderes (Skamander) Nehri'nin Ege Denizi'ne döküldüğü deltaya yakın bir yerdedir. Burası, söz konusu çevre içindeki tarihöncesi yerleşmeler arasında en büyüğü ve en önemlisidir. Troia höyüğü, Karamenderes Nehri'nin (Skamendros) oluşturduğu alüvyonun ovasından yaklaşık 20-25m yükseklikteki bir platonun üstünde yer almaktadır. Troia, iki kıta (Avrupa ve Asya) ve iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasındaki stratejik konumu nedeniyle binlerce yıl yerleşim görmüş ve bu nedenle pek çok yıkım ve savaşa tanıklık etmiştir.

Truva (Troia)

Troia, Çanakkale Boğazı girişi yakınındaki Hisarlık mevkisindeki Tunç Çağından kalma kale ve kentle birlikte Troia Savaşı sonunda yok edilen Kral Priamos'un efsanevi kentinin ortak adıdır. Troia, Ilios ya da Ilion olarak da anılıyordu. Troia'da ilk kazılar Zengin bir amatör arkeolog olan Henrich Schliemann Homeros'un iliada Destanı'ndan yola çıkarak 1870 yılında Troia'yı bulmak için kazılara başladı. Amacı arkeolojik olmaktan çok defineciliğe yakındı. Priamos'un efsanevi hazinesini arıyordu.

Truva (Troia)

Troia II evresinden kapı ve rampanın yanındaki bir çukurda gerçekten de bir hazine buldu. Sonradan uzmanların Priamos'un hazinesi olmadığı görüşüne vardıkları hazineyi kaçırdı. Hazine uzun süren bilinmezlik döneminden sonra Rusya'da Puşkin Müzesi'nde ortaya çıktı. Troia ile ilgili en popüler öykü de bu oldu.

Troia başından beri büyük tartışmalara konu oldu; bilim çevrelerindeki tartışmalar günümüzde de sürüyor. Büyük kamplaşmalara neden olan Troyia'da ilk bilimsel kazılar Schlieman'dan çok sonra Wilhelm Dörpfeld yönetiminde yapıldı. Ancak bu kazılarda da "bir şeyler bulabilmek" için kent höyüğünün altı üstüne getirildi. 1932-1938 yılları arasında Cari W, Blegan başkanlığında Amerikalıların yaptığı kazılarla Troia bilimsel yönden yeterli düzeyde incelenmeye başlandı.

Bir çok kez üst üste kurulan Troia Troia'nın arkeoloji ve tarih açısından en önemli yanlarından birisi kentin yıkılıp, yanıp yeniden aynı yerde kurulmasıdır. Genellikle bir kent yıkıldığında bir başka yere kurulur. Oysa Troia hep aynı yerde yeniden kurulmuştur. Böylece insanlık tarihinin, kültürün, mimarinin 5 bin yılını izleme, öğrenme şansı vermektedir.

Truva (Troia)

Ören yeri gezisi Troya Kalıntıları: Yapılan kazılar sonucu 9 medeniyet katı ortaya çıkarılmış.

Troya I: M.Ö.3000-2500 Kentin en eski yapı evresi. Schliemann yarması olarak adlandırılan yerde, balık sırtı taş örgülü, poyraza açık ev dizisi olarak izlenmektedir.

Troya II: M.Ö.2500-2300 Kentin eğimli surlarla ve yukarı hisara yönleri güneye bakan büyük konutların(megaronlar) inşa edildiği evre. Kenti çevreleyen surlar eğimli, temelleri taş, üst kesimleri kerpiç. Rampalı kapı ise savunma tekniği açısından dünyanın en eski ve en iyi korunmuş örneğidir.

Troya VI: M.Ö. 1900-1300 Kentin gelişmiş evresi. Surlar genişletilerek kulelerle desteklenmiş. Kent örenine giriş, eğimli, eklemli surların önünden ve bindirme sur duvar aralığına yerleştirilmiş doğu kapısından başlar. Güney kapısı silik kalıntılarına karşın altından su kanalı geçen, dış kesiminde koruyucu stellerin dikili olduğu gösterişli bir kule olarak tasarlanmıştır. Direkli ev ve VI M yapısı gibi büyük ve yeni bir plan anlayışı taşıyan konutlar bu evredendir.

Troya III, IV, V: M.Ö..2300-1900 Kentin bu yapı katları silik izlerle saptanmıştır.

Troya VII: M.Ö. 1300-1200 ( Buluntular açısından kıta Yunanistan'ı ile ilişkilerin belirdiği evre. Troya savaşlarının yaşandığı evre olarak kabul edilir, izleyen evre Troya VII b, depremle oluşan yangın sonucunda ortadan kalkmıştır.

Troya VIII: M.Ö.900-350 ilior adındaki yerleşim yeri, I.Ö. 7. yüzyıldan başlayarak Ege ve Akdeniz dünyasın*dan gelen nesnelerle tanımlanmaktadır.

Troya IX: Son yapı katında inşa edilen Athena tapınağı, günümüzde oldukça iyi durumda doğu teras duvarı ve sağa sola saçılmış mermer mimarlık parçaları ile tanınır Tapınağın avlu düzlemine ilişkin döşemeler, kent öreninde tüm zamanların yarattığı tabakalaşmanın en üst düzlemini gösterir Antik çağın kalıntıları, güneyde Küçük Tiyatro, bouleterion olarak izlenirken, kazı çalışmaları yeni başlamış olan kuzey yönündeki Büyük Tiyatro yapısı, kentin Hellenistik ve Roma çağında ünlü ozan Homeros'un yaşatıldığı bir müze kent konumunda değerlendirildiğinin kanıtıdır.

Troya IX: Troya'dan Hellenistik Zeus başı, istanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenen yüksek sanat değerli bir ilkçağ yapıtıdır.

Assos

Assos

Troas Bölgesi’nin güney kıyısında yer alan Assos kenti, denizden yaklaşık 234 m. yüksekliğindeki kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Bu alandaki, hemen hemen bütün yapıların inşasında volkanik bir taş türü olan andezit taşı kullanılmıştır.

Homeros İlyada destanında güney Troas’ta yaşayan Anadolu’nun yerli halklarından biri olan Leleglerin denizcilik ve korsanlıkla ünlü olduklarından aktarır. Pedasos Troia savaşı sırasında Pedasos Akhilleus tarafından yıkılmıştır. Arkeolojik verilere göre İ.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Assos’a 10 km. uzaktaki Lesbos’dan (Midilli) Aiolisli göçmenler kente yerleşmeye başlar.

Bu yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan Assos halkı 20 km doğuda Gargara kentini kurdular. İ.Ö. 560’ta Lydia kralı kontrolüne geçen Assos Troas Bölgesinin en güçlü ve en önemli şehirlerinden biridir. Lydia krallığının önemli gelir kaynakları arasında Assos kontrolündeki Atarneus ve Pergamon arasında bulunan maden olarak gösterilir.

Assos

İ.Ö. 548 yılında Lydia krallığı Persler tarafından yıkıldı ve Anadolu toprakları Pers hakimiyetine geçti. Biga yakınındaki Granikos ırmağı kıyısında İ.Ö. 334 yılında B. İskender tarafından Perslerin yenilmesi ile Pers hakimiyeti son buldu. İskender’in ölümünden sonra, Assos ilk olarak Seleukos Krallığı daha sonra uzunca bir süre Bergama krallığı topraklarına dahil olan Assos, İ.Ö. 133 yılında 3. Attalos’un vasiyeti üzerine Roma imparatorluğunun egemenliği altına girdi.

1080 yılında Selçuklu Sultanı Süleyman bütün Troas şehirlerini ele geçirdi. Daha sonra I. haçlı seferi sırasında, Hermit Peter komutasındaki askerler bölgeden geçti. Bu olaylardan kaynaklanan karışıklığı fırsat bilen Aleksius tüm Troas bölgesini ele geçirdi (İ.S.1097). Selçuklular da Menderes nehri kıyılarına kadar geri çekilmek zorunda kaldılar. 1306 Bizanslı komutan Machron yönetimindeki Assos’u kuşatan Türkler başarı elde edemezler. Ancak 14. yüzyılın başında Troas bölgesinin tamamı Osmanlı İmparatorluğunun eline geçer.

Amerikan Arkeoloji Enstitüsü 1881 yılında Osmanlı Devleti’inden Assos’ta kazı yapma iznini aldı. J. T. Clarke, F.H. Bacon kazı çalışmalarını 1883 yılına kadar sürdürdü. Kazı sonunda çıkan eserlerin 3/2’si Osmanlı Devletine 3/1’i ise Amerikan kazi heyetine verilir. Tam yüz yıllık bir aradan sonra Assos kazı çalışmaları 1981 yılından Prof.Dr. Ü. Serdaroğlu tarafından başlatılarak ve 2005 yılında ölümüne kadar devam edilir. 2006 yılında itibaren arkeolojik kazılar Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi adına Doç.Dr. N. Arslan tarafından yürütülmektedir.

Assos’taki kalıntılar arasında Akropolisdeki Athena Tapınağı, Bizans surları, Hüdavendigar Cami, akropolisin eteklerinde Arkaik devirden günümüze kadar iyi korunmuş antik yol ve iki kenarındaki mezarlar, şehir sur duvarları, Gymnasion, Agora, Stoa, Bouleuterion, tiyatro ve kilise sayılabilir. Assos’un konutlarının yer aldığı bölümde henüz kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın maddi desteği ile sürdürülmektedir.
Alexandreıa Troas

Alexandreıa Troas

Alexandreia Troas kenti, Büyük İskenderin adına M.Ö. 310 yılında kurulmuştur. Bunun için bir plato 8 km. uzunluğundaki bir sur duvarıyla çevrilmiştir. Kısa bir süre sonra ekonomik açıdan kalkınan kent önemli bir merkez haline gelmiştir. Roma imparatoru Sezar’ın yaşam öyküsünün yazarı Sueton’un yazdığına göre kentin Avrupa ve Asya arasında bağlantı noktası durumundaki konumu nedeniyle, Roma imparatorluğu’nun başkenti olması dahi düşünülmüştür. Daha sonra İmparator Konstantin tarafından da benzer düşünceler öngörülmüş, ancak sonunda Bizans imaparatorluğu’nun başkentinin Konstantinopolis / İstanbul olmasına karar verilmiştir.

Kentin ikinci kez canlanışı Roma imparatoru Augustus ile gerçekleşir. Augustus M.Ö.1.yy’ın ortalarında emekli Roma askerleri için burada bir koloni kurdurtmuş ve kentin bir Roma metropolisi haline getirilmesini desteklemiştir. Aziz Paulos, kentin bu halini M.S.52 yılında kenti ziyaret ederken görmüş ve Avrupa kıtasına buradan geçmeyi kararlaştırmıştır. Kentin bir başka altın çağı M.S. 2. yy’dadır. Antik dünyanın en zengin kişilerinden bir tanesi olan Atinalı Herodes Atticus, Kaz Dağı’ndan Alexandreia Troas’a ulaşan muazzam bir su yolu inşa ettirmiştir.

Apollon Smintheus Tapınağı
Apollon Smintheus Tapınağı
Apollon Smintheus Tapınağı


Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar Beldesi'nin kuzey-batısıyla, kuzey doğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde Bahçeleriçi olarak adlandırılan mevkide yer alır.

Apollon Smintheus Tapınağı, Hellenistik dönem için konusunu Homeros'un Ilyada Destanı'ndan alan kabartmaları yanında mimarî tasarım ve stili ile dikkatleri üzerinde toplar. M.Ö.150 yıllarında Ion stilinde yapılan tapınak, kuzey-batı Anadolu'da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yer alır. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan, üç odadan oluşur. Bunlar; giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) tur. Naos'ta, Paroslu heykeltraş Skopas'ın yaptığı ve 110 cm'lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon'un heykelinin yer aldığı bilinmektedir. Heykelin 5 mt boyunda olduğu tahmin edilmektedir.

Stylobat denilen plâtformda yer alan ve Anadolu Attik tipi bir kaide üzerinde yükselen 44 adet sütunun her biri üst üste konmuş 7 parçadan (tamburdan) oluşur. Yedinci sütun tamburu, boğa başı, çelenk süsleri veya mitolojik insan figürleri ile bezelidir. Tapınak, 15 metre yüksekliğindedir. Marmara Adası mermerinden inşa edilen tapınağın mimarı ve yaptırıcısı bilinmemektedir. Ilyada anlatımları, çeşitli çağlarda vazolar üzerinde, duvar resimlerinde, mermer lahitlerde betimlenmiştir. Ancak bir tapınakta, ilk kez olarak Gülpınar Apollon Smintheus kutsal alanında karşımıza çıkar.

Neandria

Neandria
Neandreia antik kenti Çanakkale, Ezine ilçesine 20 km. uzaklıktaki Kayacık köyünün kuzey-doğusunda bulunan Çığri dağı üzerindedir.

Kentin kuruluşu ile ilgili bilgiler yetersizdir. Arkeolojik kazılarda M.Ö.VII.yüzyıla inen mezarlarla karşılaşılması bu konuda bir fikir vermektedir. Xenephon, M.Ö.399’da buraya gönderilen Spartalı Derkylidas’dan söz ederken Neandreia’ya değinmiştir. M.Ö.VII.yüzyılda Aleanderia Troas’ın kurulmasından sonra burada yaşayanlar oraya göçmüştür. Bunun sonucu olarak da Neandreia sönmüştür.

Neandreia’da ilk araştırmayı sondaj niteliğinde 1867 ‘de Frank Calvert yapmıştır. Ardından 1899’da Alman Robert Koldeway kazıyı genişleterek sürdürmüştür. R.Koldeway öncelikle kentin mabetlerini araştırmıştır. Arkaik çağ öncesine ait bir mabet ortaya çıkarılarak M.Ö.479’lu yıllara tarihlendirilmiştir. Bu, Anadolu mabetlerinin en eski örneklerinden biridir. Uzun tarafında 7 sütun kaideleri ortaya çıkarılmıştır. Sütunların gövde ve başlıklarının bulunamamasına rağmen J.Th.Clarke’nin yüzey araştırmasında bulduğu Aiolis tipi başlığın buraya ait olup olmadığı kesinlik kazanamamıştır.

Bu başlık bugün İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. M.Ö.V-IV. yüzyıllara tarihlendirilen kentin çevresindeki 3 km. uzunluğundaki surlar oldukça düzgün volkanik liparit taşlarla örülmüştür. Günümüze oldukça sağlam ve iyi durumda gelen bu surlar 3200 m. uzunluğunda, 3 m. kalınlığındadır. Ayrıca oldukça sağlam 11 burç bu surları takviye etmektedir. Akropolün olduğu alanın altında daha eski bir yerleşimin izleri ile karşılaşılmışsa da yine de bazı noktalar açıklık kazanamamıştır.
Yedi Taşlar

Yedi Taşlar

Çanakkale'nin güneyinde, Ezine ilçesinin batısında, Kestanbol Bergaz Yaylacık köyleri arasında bir granit kütlesi mevcuttur.


Yöre insanlarının hakkında pek bilgi sahibi olmadığı dev sütunların yapıldığı antik döneme ait granit ocakları burada yer almaktadır. Tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte burada ki Granit kayalar işlenerek ortalama 12 m. uzunluğun da , 1.75m. çapında sütunlar elde edilmiştir. Sütunlar numunelerin özgül ağırlıklarının hesaplanabildiği kadarıyla her biri yaklaşık 30 ton ağırlığındadır.

Koçali Köyü’nde 7 adet, Akçakeçili Köyü’nde kimisi parçalanmış yaklaşık 15 adet sütun yer almaktadır. Yörenin çevresi hep aynı tip granit kayalarla dolu doğal bir granit ocağı gibidir. Elde edilen bu sütunların gemilerle Roma’ya taşındığı sanılmaktadır.

Ayrıca bölgede yer alan antik kentlerde özellikle Alexandria-Troas’da yoğun olarak liman bölgesinde yedi taşlardaki sütunların bire bir örneği Troia ekibi tarafından 1995 yılından yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. Ancak bu devasa sütunların ocaklaradan bu kentlere nasıl taşındığı hala ayrı bir soru işaretidir.

Parion

Parion
Parion, Çanakkale’nin Biga ilçesinin Balıklıçeşme bucağına bağlı Kemer köyünün 1 km. doğusundadır.

Arkaik, Helenistik ve Roma devri eserlerinin bulunduğu kent bugün toprak altındadır. Ayakta kalan eserlerden biri Kemer köyünün girişindeki su kemerleridir. Bu kemerlerin yakınında ise Nekropol vardır. Civarda çok miktarda tümülüs görülmektedir. Çanakkale Müzesi 1970 yılında Bakır tepe’de bulunan tümülüsü açmış, içinde biri kadın diğeri erkek iki lahit bulunmuştur. Çevredeki tümülüsler köylüler ve defineciler tarafından tahrip edilmişlerdir.

Köyün hemen üzerinde M.Ö.300’lerde yapıldığı sanılan, çelenklerle süslü frizleri olan bir mabet vardı. Mabedin alt kısmında ise bugün toprak altında olan bir tiyatronun varlığını eski yazarlardan öğreniyoruz. Osman Hamdi Bey buradan çıkarılan bir lahdi İstanbul Arkeoloji Müzesine götürmüştür.

Biga Yarımadası antik yerleşim yoğunluğu açısından Dünyada eşine az rastlanır yörelerin başında gelir. Bugünkü Çanakkale İli, Biga İlçesi Balıklıçeşme Beldesi Kemer Köyü’nde yer alan Parion da bu yarımadada yer alan antik yerleşimlerden biridir.

Dardanos

Dardanos

Çanakkale'ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe'dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.




Gelibolu Kalesi

Gelibolu Kalesi

Gelibolu kent merkezinde yer almaktadır. Gelibolu Kalesi Gravürlerden ve seyyahların anlatımından anlaşıldığı kadarıyla şehri kuşatan yuvarlağa yakın altıgen planlı bir dış kale ile şehir merkezinde tepede yer alan bir iç kale ve iç içe iki suni limandan oluşmaktadır. Gelibolu Kalesi orijinalinde şehri kuşatan surlardan ve belirli aralıklarla yerleştirilen kulelerden ve iç içe iki suni limandan oluşmaktaydı.

Bugün ise Namık Kemal İlkokulunun bahçesinde kalan bir kısım sur duvarı ile liman ağzında bir kule görülmektedir. Kulenin malzeme ve tekniğinden Osmanlı eklemesi olduğu Namık Kemal İlkokulunun bahçesindeki almaşık teknikle yapılmış olan sur duvarının ise Bizans dönemine ait olduğu düşünülmektedir.



Sestos Kalesi

Sestos Kalesi

Çanakkale boğazının en dar ikinci yerinde, Uluflu Tepe eteklerinde, Akbaş şehitliği’nin batısında yer alır. Boğazı gören dik bir yamaç üzerine inşa edilmiştir. Kaleden geriye sadece harap durumda sur duvarları günümüze ulaşabilmiştir. Harap durumda olan kalenin planı hakkında pek bir şey söylemek mümkün değildir.

Ancak tepelere yapılan diğer kaleler gibi topografya uygun bir şekilde biçimlendiği söylenebilir. Geometrik, Arkaik, Pers, Klasik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşilmiş olduğunu gösteren buluntular mevcuttur.(yaklaşık M.Ö.1000’den M.S.1400’lere dek) İ.Ö. yaklaşık 550’den IV.yüzyılın ortasına dek Sestos’un tahıl yükleme işlerinde önemli bir nokta olduğu ifade edilir. Tahıl yükleme çalışmalarının Sestos limanının kontrolünden alınmasına karşı, Atina, Pers ve Sparta aleyhine hak iddialarını başarıyla savunmuş ve kontrolü elinde tutmuştur. Sestos göreceli olarak Helenistik ve Roma dönemlerinde önemsizleşiyorken, daha sonra I.Justinianus, Sestos’u yeniden kuvvetlendirmiştir.

Kilye Kalesi

Kilye Kalesi

Çamburnu ve Bigalı kaleleri arasında Eceabat Gelibolu karayolu üzerinde, Kabatepe yol ayrımından yaklaşık 300 metre kadar güneyde bulunmaktadır. Çok harap durumda olan kaleden, günümüze sadece deniz kenarında bir kule ve yamaca doğru uzanan bir kısım sur duvarı ulaşabilmiştir. Kalenin yapılış amacı içinde bulunduğu koyu ve batıya doğru uzanan vadiyi korumaktır. Harap halinde günümüze ulaşan kule dairesel planlıdır.

Yamaca doğru uzanan sur duvarını büyük bir kısmı yıkılmış ve bir kısmı Eceabat Gelibolu karayolunun altında kalmıştır. Yapının çok harap durumda olması ve malzeme hakkında çok fazla bilgi vermemesi den dolayı tarihi hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Bu kalenin konumu itibariyle de Bizans sahasında belirli aralıklarla yapılan karakol niteliği taşıyan kalelere de benzemesi dikkat çekmektedir. Bu nedenlerle kalenin Bizans yapısı olduğu ve eş zamanlı olarak Sestos Kalesi ile birlikte yapılmış olabileceği düşünülmektedir.

Kilitbahir Kalesi

Kilitbahir Kalesi

Çanakkale Boğazı’nın en dar yerinde Çimenlik Kalesi (Kale-i Sultaniye)’nin tam karşı kıyısında bir yamaç üzerinde yer almaktadır. Kilid-ül Bahr Kalesi plan itibariyle, topografyaya uygun bir biçimde yerleştirilmiş ve klasik dikdörtgen yada kare biçimli Osmanlı kalelerinden farklı özellikte inşa edilmiştir. İnce bir dış sura sahip kalenin, iç kalesi üç yapraklı yonca planlı olup ortada bir kule yer almaktadır.

Kalenin güney yönünde Kanuni dönemine ait ikinci bir avlu ve en uçta silindirik bir kule bulunmaktadır. Kalenin bütün gücü üç yapraklı yonca biçimdeki bu iç avluda toplanmıştır. Bir yamaç üzerine kurulan kale denize doğru top atışına elverişli bir şekilde yapılmış olup, mazgalları da buna göre yerleştirilmiştir. Kale aşamalı olarak düzenlenmiş olup hisarpeçe düzeneğine sahiptir. Surun dışı bir hendekle çevrelenerek kuvvetlendirilmiştir. Kaleye giriş surların kuzey ve güney tarafındaki kapılardan sağlanmaktadır. Kapılardan geçiş ise hendekler üzerine atılan köprülerle sağlanıyormuş.

Kilitbahir Kalesi Kale-i Sultaniye ile birlikte karşılıklı olarak İstanbul’un fethinden sonra boğazların denetimini sağlamak amacıyla Fatih Sultan Mehmet’in emriyle Yakup Bey tarafından 1462’de yaptırılmıştır. Kalelerin inşası kısa sürede süratle tamamlanmıştır. Kilitbahir kalesinin inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Buna karşılık tarihî kaynaklarda kalenin Fatih tarafından yaptırıldığı kesin olarak belirtilmektedir.

Kilitbahir Kalesi planı itibariyle Osmanlı kaleleri içinde özel bir yere sahiptir. Fatih Sultan Mehmet’in geometriye düşkünlüğünün yansıdığı Kale üç yapraklı yonca planı ile kuvvetli bir savunma sitemine sahiptir. Bir dış sur , iç kale ve iç kale içinde birde iç kule yer almaktadır. Konumu itibariyle boğazı ateşe tutabilecek şekilde yerleştirilmiştir. Hisarpeçeye sahip Kaleye Kanuni döneminde ek olarak ikinci bir avlu ve kule inşa edilmiştir. Restorasyon çalışmaları biten kale sağlamlığını korumaktadır.

Çimenlik Kalesi (Kale-i Sultaniye)

Çimenlik Kalesi (Kale-i Sultaniye)

Çanakkale Boğazı’nın girişinde , Ege denizine bakan yerde Seddülbahir Kalesi’nin tam karşına inşa edilmiştir. Kalenin mevcut halde güney tarafındaki beş kulesi ayaktadır, kuzeye doğru deniz tarafındaki kuleler top ateşi sonucu tahrip olup tamamen yıkılmıştır. Birinci dünya savaşı sırasında tahrip olan kuzey tarafındaki kulelerin yerine savunma amaçlı kullanılan bonetler inşa edilmiştir. On üç tane bonet halen kullanılmaktadır. Kale ana yapısına ek olarak bir cami, bir çifte hamam ve güney kale beden duvarına yapışık bir yeni hamam inşa edilmiştir. Ayrıca kuzeybatıda sahilde küçük bir iskele ve mendirek kalıntısı mevcuttur.

Seddülbahir Kalesi

Seddülbahir Kalesi

Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda, Çanakkale Boğazı’nın sona erip Ege Denizi’nin başladığı kısımda, Ertuğrul ve Morto Koyları arasında kalan bir burun üzerinde yer almaktadır.Bugün mevcut durumda beş burca sahip olan yapının, kuzey ve batısında bulunan burçların arası içten 136.525 metredir.

Kumkale Kalesi ile karşılıklı olarak aynı zamanda IV.Mehmet’in annesi Valide Hatice Turhan Sultan tarafından Venedik saldırılarına karşı boğazın güvenliği için 1659 yılında inşa edilmiştir. 29 Eylül 1915 tarihli “The Illustrated War News” adlı dergide fotoğrafı yer alan, Seddülbahir Kalesi’nden sökülerek İngiltere’ye getirilmiş olan kitabeden anlaşıldığı kadarıyla Kale, H.1303-M.1885 yılında Abdülhamid Han tarafından onarılmıştır.

Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi girişinde yer alan Seddülbahir Kalesi kademeli bir plan anlayışıyla, asimetrik bir plana sahiptir. Yaklaşık olarak dikdörtgen bir plandadır. Denize bakan kısmı ortada kırılma yapmaktadır. Kalenin içerisinde bugün mevcut bir yapı yoktur. Birinci Dünya Savaşı’nda büyük ölçüde zarar gören kale harap haldedir.

Nara Kalesi

Nara Kalesi

Çanakkale il merkezine 2 km. uzaklıkta Nara Burnu’nda yer almaktadır. Kale, cephane deposu, dış duvar, ana kule kısımlarından meydana gelmektedir.

Nara Kalesi 1983 yılında Çanakkale Boğaz Komutanlığı’nca restore edilmeye başlanmış ve aslına uygun olarak 1985’de bitirilmiştir. Kalenin dış surlarının taşları alınarak seviye düşürülmüş, Giriş yer yer yıkılmıştır. Nara Kalesi halen Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Birlikleri Komutanlığı’nca iskan edilmektedir. Ana kulenin durumu iyi olup, Çanakkale Boğaz Komutanlığı bünyesinde düzenlenen konferans, tören, toplantı ve bando konserleri gibi ihtiyaçlar için kullanılmaktadır.

Bigalı Kalesi’nin tam karşınında bir burun üzerine inşa edilen Nara Kalesi planı ile farklılık gösterir. İç ve dış bükey dış sur ile yarım kubbelerle oluşturulan yaklaşık kare planlı iç kaleden oluşmaktadır. Özellikle iç kale örtü sistemi ile farklıdır. Ortada sekizgen bir ayağa yarım kubbeler bindirilmiş durumdadır. Kale Burun da yer alması nedeniyle boğazın hem Marmara Denizi tarafını hem de Ege Denizi tarafını rahatlıkla görebilmektedir. Bu nedenle önemli bir konuma sahiptir.

Bigalı Kalesi

Bigalı Kalesi

Eceabat-Gelibolu karayolu üzerinde, Eceabat’a 5 km., Bigalı deresinin doğusunda İstanbul yolunun kuzeyinde, Bigalı köyüne 3 km. mesafede yer almaktadır. Düzgün olmayan bir dikdörtgen plana sahip olan kale 56x127 metre ölçülerindedir. Kaleye giriş kuzeydoğu-güneybatı istikametinde birbirine simetrik iki taçkapı ile sağlanmaktadır. Kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde dörtgen iki burç bulunmaktadır.

Bu dörtgen burçlardan birbirine simetrik alan uzunluğu kenarlar 10,40m. uzunluklarında olup, ortalarında top atışı için kullanılan içe dönük mazgal pencere ile sağ ve sol tarafında ise ikişer tane tüfek atışı için kullanılan dışa dönük mazgal niş bulunmaktadır. Kalenin güneybatı ve güneydoğusunda iki tane silindirik burç bulunmaktadır. Bu burçların yapının tam köşelerine isabet eden dışa dönük mazgal açıklıkları bulunmaktadır. Her iki burçta da üçer tane olmak üzere içe dönük mazgal top mevzileri bulunmaktadır.

Bu burçların tam ortalarında hareketli top yuvaları bulunmaktadır. Güney duvarı boyunca uzanan seğirdim yolunun güneybatısı ve güneydoğusunda toplam dört tane olmak üzere gözetleme hücreleri bulunur. Bu gözetleme hücrelerinin üç tanesi bugün hala ayakta iken güneybatı tarafına düşen gözetleme hücresi toprak altında kalmıştır. Kalede mescit, su deposu, tonozlu mekan ve bugün sadece katıntısını gördüğümüz kışla binası mevcuttur. III.Selim zamanında başlayan inşası başlayan kale yapımı II.Mahmut döneminde tamamlanmıştır.

XVIII.yüzyılda yapılan Bigalı Kalesi dikdörtgen planlı olup, dört köşede çokgen ve dairesel planlı kulelerle desteklenmiştir. Yapıya iki kapı ile giriş sağlanmaktadır. Kale içinde harp halde bir cami, bir depolu çeşme, karargah binası bugünde görülebilmektedir.

Çamburnu Kalesi

Çamburnu Kalesi

Çanakkale ili, Eceabat ilçesi yerleşim merkezinin 1500 metre (1,5 km.) güneyinde, Çanakkale Boğazı sahilinde, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürlüğü sınırları içinde yer almaktadır. Yapı, yaklaşık olarak 75x50 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlıdır.

Yapının içinde, deniz tarafında, kademe duvarı toprakla örtülü, üzerine silahların yerleştirildiği (seğirdim yeri) bir yükselti mevcuttur. Kale içinde günümüze gelen tek yapı cephaneliktir. Cephanelik dikdörtgen planlı olup, kalın beden duvarlarına oturan tonoz örtü sistemine sahiptir. Üzerinde koruyucu bir madde kullanılmamıştır. Cephaneliğe giriş güvenlik amacıyla bir koridorla kapatılmış, giriş buradan sağlanmıştır.

Yapıda herhangi bir pencere mevcut değildir. Kalenin uzun bir süre kullanılmaması, bakımsız kalması, zayıf malzemesi ve de doğal koşullar hızlı bir tahribata neden olmuştur. Deniz kıyısında olması ve bölgedeki sürekli rüzgar bu tahribatın önemli etkenlerindedir. Abdülhamit döneminde onarımda geçmiştir. 1839-1861 yılları arasında boğazda yeni istihkamlara ihtiyaç duyulmuş ve Sultan Abdülmecid tarafından Çanakkale Boğazı’na Karşılıklı olarak Anadolu yakasında Mecidiye Kalesi, Avrupa yakasında Çamburnu Kaleleri inşa edilmiştir.

Bugün Gelibolu Milli Parkı’nın içinde kalan Çamburnu Kalesi dikdörtgen planlı olup, deniz tarafı değirmidir. Kale içerisinde bugün görülebilen harap durumda bir karargah binasıdır. Kale daha çok bir karakol niteliğinde yapıldığından sur duvarını yüksekliği azdır.

Mecidiye Kalesi


Mecidiye Kalesi

Çanakkale il merkezinde, Nara caddesi üzerinde kıyıda yer almaktadır. Yapı harap durumda olup, günümüzde sadece güney yönde yer alan, yarı dairesel kemerli iki taç kapısı ayakta kalabilmiştir. Planı hakkında çok sağlıklı bir fikir vermemekle birlikte, bugünkü hali ile eski sur duvarları yerine tabyalar yerleştirilmiş olduğu düşünülmektedir.

Buna göre bir plandan bahsetmek gerekirse yaklaşık olarak dikdörtgen planlı olduğu ve deniz kıyısı tarafının da dışa doğru kırılma yaptığı söylenebilir. Günümüzde Sultan Abdülmecid ve II.Abdülhamit döneminde inşa edilmiş olan tabyalar, koğuşlar, karargah binası ve diğer birimler mevcuttur. İçerisinde birde su kuyusu ile II.Abdülhamit döneminde yapılmış olan bir çeşme bulunmaktadır.Yapının ilk olarak Bigalı ve Nara Kalelerinin inşaatına mütakib Çamburnu Kalesi ile karşılıklı olarak Sultan Abdülmecit 1839-1861 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Çamburnu Kalesi’nin karşısında yer alan Mecidiye(Köseburnu) Kalesi’nden ise günümüze sadece iki kapısı ulaşabildiği için planı hakkında pek bir şey söylemek mümkün değildir. Yapı orijinalliği kaybetmiş olup, bugün görebildiğimiz XIX.yüzyılda inşa edilmiş tabyalardır.

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI

1973 Yılında kurulmuş ve Birleşmiş Milletler Milli Parklar ve Koruma Alanları listesinde olan park, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda Çanakkale Boğazının Avrupa yakasında 33.000 hektarlık alanı kapsamaktadır. Birinci Dünya Savaşının da Çanakkale deniz ve kara savaşlarının yapıldığı yerler parkın içerisindedir. Ayrıca batık gemiler, toplar, siperler, kaleler, burçlar ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra 250.000’i aşan Türk şehidinin ve yine 250.000‘ü aşan Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerinin mezarları ve anıtları bu parkta bulunmaktadır.

İsim:  canakkale_gelibolu_yarimadasi_tarihi_milli_parki_1.jpg
Görüntüleme: 1152
Büyüklük:  40.6 KB (Kilobyte)

Savaş alanları, savaş mezarları, anıtlar ve savaşla ilgili kalıntılar; ‘Tarihi Sit Alanı‘ ve ‘Kültürel Varlık‘olarak tescil edilmiştir. Ayrıca M.Ö.4000’li yıllara dek uzanan birçok ‘Arkeolojik Sit Alanı‘ bulunmaktadır. Çok çeşitli Doğal Sit Alanları içerisinde ise kumsallar, koylar, Akdeniz çalıları (maki) ile karışık koru parçaları, çarpıcı görünümlü jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar, bir tuz gölü ve 15. yüzyıl askeri mimarisinin eşsiz örneklerini içeren ilginç bir Kültürel Miras koleksiyonu vardır.

Milli parkta, Kilitbahir taş Yaylası, Seddülbahir Savaş alanı, Tekke Köyü, Ertuğrul Koyu, İkizler Koyu, Hisarlık Tepe, Alçı Tepe, Zığındere, Kereviz Dere, Arıburnu, Anafartalar Savaş alanlarında Kabatepe, Kanlısırt, Conkbayırı, Suvla ovası, Kakma Dağı ayrıca Türk Şehitlik ve anıtları, yabancı mezarlık ve anıtları ,savaş kalıntıları (Tabyalar, silahlar, siperler, batıklar) arkeolojik ve tarihi sitler ,müzeler ve yerleşmeler görülmesi gerekli yerlerdir.

Doğal çevrenin zengin güzellikleri ve savaş alanları dışında, Kabatepe’deki müze, piknik ve kamp alanlarından yararlanılabilir. Ayrıca Eceabat idari ve ziyaretçi merkezi ile buradaki günübirlik alan ve kır gazinosundan yararlanmak mümkündür. Çadır ve karavanla konaklama olanağı vardır.

Mecidiye Bataryası – Koca Seyit Anıtı

Mecidiye Bataryası – Koca Seyit Anıtı

Edremit Havran Çamlık Köyünde doğan ve Rumeli Mecidiyesi Bataryası’nda destan yazan Koca Seyit’in ziyaret noktasıdır. Deniz savaşı tüm şiddetiyle devam ettiği bir anda batarya isabet almış ve Seyit‘ in arkadaşları şehit olmuştur. Bu arada düşman donanması ilerlemektedir. Koca Seyit, vinci bozulan topun 275 kilo gramlık mermisini kaldırarak topa yerleştirmiş ve sağ kalan arkadaşıyla birlikte ateş ederek Ocean zırhlısının dümen tertibatına isabet kaydetmiştir. Bu zırhlı daha sonra mayına çarparak batmıştır.

Sargıyeri Şehitliği Anıtı

Sargıyeri Şehitliği Anıtı

Kara savaşları sırasında yaralılarımıza ilk müdahalenin yapıldığı açık hava hastanesinin 28 Nisan 1915 ‘de yaralılar ve tüm sağlık personeliyle birlikte katledildiği yerde kurulmuştur. Bu katliam Avrupa basınınca ustaca gizlenmiştir.

Çanakkale Şehitliği Anıtı


Çanakkale Şehitliği Anıtı

Çanakkale savaşlarında şehit olan 253.000 kahramanımızın anısına yaptırılmıştır. 1954 yılında başlayıp 1960 yılında tamamlanan, 25x25 m kaide üzerine 41.70 m. Yükseklikte oturtulan dört ayak şeklindedir.Aynı zamanda bu anıtımızın altında o günleri yansıtan objelerin yer aldığı bir müze bulunmaktadır.

Fransız Anıt ve Mezarlığı

Morto koyuna bakan bir yamaç üzerinde kurulan Anıt, Çanakkale Savaşlarında hayatlarını kaybeden 14.382 Fransız askerinin anısına yapılmıştır.

Yahya Çavuş Anıtı

Yahya Çavuş Anıtı

Ertuğrul Koyuna hakim tepededir.25 Nisan 1915 günü ,düşmanın üç alayla çıkarma yaptığı V koyudur. Burada Yahya Çavuş ve arkadaşlarının insan üstü gayretle verdiği mücadelenin bir sembolüdür. Yahya Çavuş 63 kişilik takımı ,düşmanı bir gün boyunca şehit olma pahasına durdurmuştur.

Bir kahraman takım ve Yahya Çavuştular ,
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular,
Düşman tümen sanırdı bu şaheser erleri,
Allah’ı arzu ettiler akşama kavuştular.......(Nail MEMİK)

Helles Anıtı

Çanakkale Savaşları sırasında hayatlarını kaybeden İngiliz, Avustralya ve Hindistan kuvvetlerinden oluşan toplam 20.761 kişi anısına dikilmiştir.

Mehmetçiğe Saygı Anıtı

Mehmetçiğe Saygı Anıtı

Çanakkale Savaşları esnasında Türk askerinin cesareti,kahramanlığı,vatanseverliği ve insan sevgisinin,savaştığı düşmanlar tarafından dahi takdirle ve saygıyla dile getirildiği gözler önüne seren anıttır.

Lone Pine

Lone Pine

4228 Avustralya ve 708 Yeni Zelanda harp ölüsünün anısına Kanlı sırt mevkiinde yaptırılmıştır. Anıt ve mezarlığın bulunduğu yer Avustralyalıların hedefleri arasındaydı. 25 Nisan 1915 de Anzac Koyuna çıkartma yaptıkları ilk gün ele geçirildi. Ancak siper savaşları sonucunda bölge tekrar Türk askerlerinin eline geçti.

57.Piyade Alayı Şehitliği

57.Piyade Alayı Şehitliği

Çanakkale Savaşları sırasında kahramanlıklarıyla destanlaşan ve tümüne yakını şehit olan ve Mustafa Kemal ‘in "Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında mutlaka yerimizi başka birlik ve komutanlar alacaktır" emrini yerine getiren 57.Piyade Alayı Şehitleri anısına T.C Kültür ve Turizm Bakanlığınca 1994 yılında yaptırılmıştır.

Arıburnu Yarları

19 Mayıs 1915 Günü dört tümen kuvvetle yapılan Arıburun taarruzları neticesi binlerce şehit verdiğimiz bu yarlar bize sessiz fakat görkemli duruşu ile günleri yansıtmaktadır. Yine Arıburun yarlarının devamındaki Cesaret tepe bu destanın ismini taşımakta ve bu tepedeki Mehmet Çavuş ,bu kahramanlığın sembolü olarak Cesaret tepe nöbetine devam etmektedir.

Conkbayırı Mehmetçik Anıtı

Conkbayırı ‘nda Şehit düşenler için Tanrı ya dua eden insanın 5 parmağını sembolize eden 5 büyük panel halindedir.Ayrıca tepenin üzerinde Mustafa Kemal‘in saatinin parçalandığı yerde büyük kurtarıcının bir de anıtı vardır.

Conkbayırı Yeni Zelanda Anıtı

Conkbayırı Yeni Zelanda Anıtı

Conkbayırı, Çanakkale savaşlarında en önemli hedeflerden birisidir. 6 – 10 Ağustos tarihleri arasında yapılan Sarı bayır savaşlarında Yeni Zelandalılar Conkbayırının en uç noktasını ele geçirmeye çalıştılar ancak Mustafa Kemal‘in başında bulunduğu güçlü savunma karşısında başarısızlığa uğradılar. Bu anıt ,Conkbayırın da hayatlarını kaybeden Yeni Zelandalı askerin anısına yaptırılmıştır.


Büyük Camii

Büyük Camii


Çanakkale’nin Gelibolu ilçesindedir. 1358 yılında Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Süleyman Paşa Camii olarak da bilinir. 1676 ve 1889 yıllarında onarım görmüştür. Yapı dikdörtgen planlı olup, dış duvarları taştandır. Üç girişi bulunmaktadır. Mermer mihrabın üst kısmında altınla yazılmış bir yazıt yer alır. Kesme taştan yapılmış olan tek şerefeli minaresi motiflerle süslenmiştir.

Hüdavendigar Camii

Hüdavendigar Camii


Ayvacık’ın 14 km. güneybatısındaki Behramkale’de Assos Antik Kenti surlarının bitişiğindedir. 14.yüzyılda I.Murat (Hüdavendigar) zamanında, bu antik kentin taşlarıyla yapılmıştır. Kesme taş duvarlı, sekiz köşeli kasnak üzerine tek kubbeli yapının alçı mihrabı kabartmalar halinde süslemelidir. Minaresi yoktur.



Aslıhan Bey Camii

Aslıhan Bey Camii

Ezine ilçesinin 12 km. kuzeybatısındaki Kemalli köyündedir. 14.yüzyılda I.Murat zamanında yaptırılmıştır. Kesme taş duvarlı, tek kubbeli ve tuğla minarelidir. Son cemaat yeri ortada iki sütunlu olup,yanları kapalıdır. İç kapısının çevresi küfeli taşındandır. Pencereleri değişik süslemelidir. Camiinin kuzeyinde Aslıhan Türbesi bulunmaktadır.




Sefer Şah Camii

Sefer Şah Camii


Ezine ilçesinde bulunan yapı, 14.yüzyılda Yıldırım Beyazıt döneminde yapılmıştır. Duvarlar moloz taştan, saçaklar tuğladandır. Ayrıca çevreden detirilen antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Camiinin yanında Sefer Şah’ın mezarı bulunmaktadır.



Abdurrahman Camii

Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden birisi olması bakımından önemlidir. Ezine ilçesindeki yapı Orhan Gazi döneminden kalmadır. Yalın, moloz taştan, alçak ve kalın duvarlı bir yapıdır. Tavanı 4 mermer sütun taşımaktadır. II.Sultan Mahmut döneminde yenilenen tavan, ampir üslubundadır.

Çarşı Camii

Biga ilçesindedir. 1911 yılında Gelibolu’lu Tahsin Kalfa tarafından yaptırılmıştır. İbadet mekanı tek olup, son cemaat mahalli üç kubbeli olan Çarşı Camii ve caminin tam karşısında bulunan ve aynı dönemde mermerden yapılan 12 kubbeli şadırvan vardır.

Yazıcızade Mehmet Efendi Türbesi

Yazıcızadeler iki kardeştir. Her ikisi de Gelibolu’da yaşamış ve ömürlerinin sonuna kadar birçok eser yazmışlardır. Yazıcızade Mehmet Efendi’nin mezarı Hamzakoy’a giden Keşan Caddesi üzerinde kendi adıyla anılan Yazıcızade Mezarlığı’nın içinde ve yine kendi adını taşıyan bir mescidin bitişiğindedir. Üstü açık tek sandukalı bir yapıdır. Kardeşi Ahmedi Sican’ın mezarı ise 50 metre kadar uzakta, caddenin karşısındaki Yazıcızade Çeşmesi’nin yanındadır. II.Murat döneminden kalma, tek kubbeli revaklı bir yapıdır. Duvarları tuğla ve küfeki taşındandır. İki dizi pencereyle aydınlatılan türbenin lahdi, tümüyle rumi süslemeyle kaplıdır.

Gazi Süleyman Paşa Türbesi

Gazi Süleyman Paşa Türbesi

Bolayır’da denize bakan bir tepe üzerindedir. 1356 yılında Rumeli’ye ilk geçen Osmanlı komutanı, Orhan Gazi oğlu, Rumeli Fatihi Süleyman Paşa için yaptırılmış bir türbedir. 1549 tarihli onarım yazıtı vardır. Kalın duvarları kesme taş ve tuğla sıralıdır. Dört köşeli olup, kubbesinin kasnağında 4 pencere görülebilir.




Namık Kemal Mezarı

Namık Kemal Mezarı

Bolayır’da Süleyman Paşa türbesi bahçesindedir. Vatan Şairi Namık Kemal beyaz mermerden sade bir mezarda yatmaktadır. Namık Kemal vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.



Sinan Paşa Türbesi

II.Beyazıt’ın damadı olan Kaptan-ı Derya Damat Sinan Paşa ve eşi Ayşe Sultan bu türbede yatmaktadır. Türbe Hamzakoy mevkiinde, İstanbul yol ayrımındadır. 10 metre yüksekliğindeki türbe, sekiz köşeli olarak inşa edilmiştir. III.Selim ve III.Mehmet tarafından birer kez onarılmış, yakın zamanda da onarım görmüştür.

Saruca Paşa Türbesi

Saruca Paşa Türbesi


Gelibolu’da Fransız Mezarlığı’nın hemen altında, Hamzakoy’a bakan yamaçtadır. Altı köşeli, bakımlı bir türbedir. Türbe II.Murat Hüdavendigar dönemindendir. Eğimli bir alana kurulmuştur. Sonradan yenilenirken özgün biçimini yitirmiştir. Önü eyvanlı, 6 köşeli bir yapıdır. 1436-1437 tarihli imaret yazıtı, eyvanın iç duvarına yerleştirilmiştir. Türbenin kubbesi yıkılınca üzeri çatıyla örtülmüştür.

Azebler Namazgahı

1407 yılında yaptırılmıştır. Namazgah, Gelibolu’da boğaza ve Marmara’ya karşı geniş bir alan olan Fener Meydanı’nda almaktadır. Bu tür yapıların en görkemlisi, en güzeli olarak nitelendirilmektedir. Üstü açık, çevresi korkuluklu bir ana mekan biçimindedir. Biri külahlı, öbürü açık iki minberi, mermerden mihrabı bulunmaktadır. Mihrabın yanlarında süslü pencereler, dilimli ve rumi süslemeli kapısı ilgi çekicidir. Yazıtından, kapıyı Ladikli Süleyman oğlu AŞIK’ın yaptırdığı bilinmektedir.

Gelibolu Mevlevihanesi

Gelibolu Mevlevihanesi

Mevlevihane binası, Askeri Hastanenin bulunduğu alandadır. Rumeli’de benzeri bulunmayan Mevlevihane Tekkesi, plan bakımından Galata Mevlevihanesi’ne benzemektedir. 1656 yılında Ağazade Mehmet Dede adına yaptırılmıştır. Mimarı, saray mimarlığı da yapan Mustafa Ağa’dır. 1906 yılında onarım görmüştür. Mevlevihanenin bulunduğu geniş alanda, ana binaya ek olarak bir aşevi, dervişler için bir han ve yoksullar için tembelhane olarak anılan yatakhane ve ayrıca dervişlerin çocukları için bir okul bulunmaktadır. Tekkenin dervişleri ve yoksullar bu ek binalarda ikamet etmişlerdir. 17.yüzyılda yapılmış bulunan binada iki kubbe ile onüç kagir sütun bulunmaktadır.

Bozcaada Rum Ortodoks Kilisesi

Çanakkaledeki Tarihi Yerler-canakkale_bozcaada_rum_ortadoks_kilisesi.jpg

Venedikliler tarafından yapılan kilise Cumhuriyet Mahallesi Lale sokakta bulunmakta olup, ibadete açıktır.